Manzarada Ki Türkiye, Kürtler Ve Aleviler

11.11.2014 12:34:49
Zeynel Karataş

Zeynel Karataş

Köpeğin kovaladığı bir adamın hikâyesi vardır: İçine girdiği korku ve endişe ile köpekten kaçan adam, takıldığı taşın etkisi ile köpeğin hırlamasını yüzünde hisseder. İradesi dışında takıldığı taşı, köpeğin suratına indiren adam, acı iniltilerle uzaklaşan köpeği izler. Korkunun öfkeye dönüşümü, hayvana daha büyük acılar yaşatır. Manzara şiddet, korku, öfke ile boyanmıştır. Doğal yaşamın bir kesitinden alınan bu hikâye örneği insanlık tarihinin sayfalarını da doldurur.

 

İnsanlığın içinde yaşadığı girift olaylar dizgisi, görünenden farklı ve derin yorumları barındırıyor. Tarihçiler, günü tarihe yazarken bilimin nedensellik ilkesini işlemekte zorlanıyorlardır. Yaşamın, doğanın değişkenliğini düşündükçe bunu anlayabiliriz. İklimler, yeryüzü, kültürler, medeniyetler ve insanlar değişiyor. Bakış açıları, değerler, ölçümler, yorumlar değişiyor. Hak, hukuk, adalet, eşitlik, özgürlüklere biçilen tanım çeşitliliği kavramları anlamsızlaştırıyor. Coğrafyanın engin doğası suni sınırlarla daraltılıyor. Yapay kimlikler insanları delirterek, bizi ve ötekileri hasımlaştırıyor. Bilinç ve eğitim seviyesinin gelişimi, etnik ve dini çatışmaların hızını kesmiyor.

 

İslamiyet’in kurucusu olan Hz Âdem ve onu tamamlayan Hz Muhammed arasında yaşayan onlarca peygamberin öğretisi, teorinin içinde hapistir. İslamiyet özünde tüm kimlikleri barındıran, iman edenlerin birbirleri ile savaşmalarını yasaklayan, takvayı önceleyen, …… tüm meziyetleri ile bilinen bir dindir. İslamiyet’i kendi küçük dünyalarına sığdırmaya çalışanlar onu kendi kirleri ile örtmüşlerdir. Dini kaynaklardan beslendiğini iddia eden cemaat imamları(!) peygamberin önüne geçmiş, farklı dini birliklere dönüşmüştür. Kurgulanmış, kullanıma müsait, saldırgan, …. Bu dini birliklerin katılımcılarını ve mağdurlarını kurtarmak belleklerden silinmiştir. Grupların kaidelerinde birliktelik yoktur. Kendisi dışında kalan çatışmalara sessiz kalma, keyif alma sıraya bindirilmiştir. Müslümanlar, tüm eforlarını kendi iç çatışmalara harcarken öteki dünya, usulca geleceği kendine göre dizayn etmiştir.

 

İslam coğrafyasında devlet kuran Yahudiler, İslam’ın kutsal değerlerine saldırırken İslam ülkelerini(!) kendilerinden daha iyi tanımaktadır. İsrail’i cesur kılmak için her ortam hazırlanmıştır. İslam ülkeleri, kendilerini kuran devletlere bağımlı, kutsal değerleri ile mücadele eden, halkalarını düşmanlaştıran, ayrıştıran, halklarına zulmeden, katliamlar yapan, …. Devlet tanımı dışında kalan ülkelerdir. Bu devletler güçlerini, halklarına saldıkları korku ile ispatlamaya çalışır dış güçlere karşı ise aciz ve zafiyet içindedirler. Yönetici ve avamı birbirinden ayıran yaşam tarzları canlı tutulmaktadır. Kompleks ve ego açlığı yaşayan insanlar toplumu manipüle etmektedir. Devlet için millet anlayışı halkı devletten ayırmıştır. Halkı olan devlet değil devleti olan halklar ilkesi daha anlamlıdır. Ortadoğu’da kurulan imparatorlukların ortak özeliği halkların imparatorluğa olan aidiyetleridir. Halklar kendi içlerinde özgür aynı zamanda imparatorluğa da sadık kalmışlardır. Bu özellik onları uzun ömürlü kılmıştır.

Ortadoğu’da ki tüm ülkeler kendi farklılıklarını ret ve inkâra giderek varlık sürelerini kısaltmıştır.

Birbirine bağımlı ve muhtaç olan bu ülkelerin iletişim kanalı ümmet inancıdır. Batıdan alınan ulus devlet inşası ümmet anlayışını da bitirmiştir.

 

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurtuluş ve kuruluş hikâyesi herkesin ezberindedir. Ecnebi fikirlerden beslenen akımlar, orijin bir ulus inşa etmek için haince, yasaklar ve katliamlar uygular. 90 yıllık bu gelenek ulusal genlere kodlandı. Bu kodlara karşı verilen mücadeleler dönüşüm için yetersiz kaldı. Bölgesel gelişmelerin, reformları dayatması halkları devletiyle barıştırmamıştır. Geç kalan müdahale ve iyileştirmeler yetersiz kalmıştır. Yönetimin algıları bölgesel gelişmeleri öngörebilmelidir. Devlet, tehdit ve endişeler var diye halklarının birey, dini ve etnik haklarını bekletmemelidir. Devlet, bu hakların sadece şiddete başvuranların talebi olmadığını, demokrat ve İslami düşünenlerin de vazgeçilmezleri olduğunu hesaba almalıdır. Anadolu’nun tüm farklılıkları bütünün parçalarıdır. Farklılıklar devletle mücadele ederek değil, ondan beslenerek güçlenmelidir. Etnik olarak Kürtler, mezhep olarak aleviler sorun değil asli güç kaynakları olarak kabul edilmelidir.

 

Ortadoğu’nun kadim kültürlerinden birine sahip olan Kürtler ve Kürdistan, Birinci Dünya savaşı ile parçalanmıştır. İtilaf devletleri bilinçli olarak Kürt coğrafyasını Türk, Fars ve Arapların egemenliğine bırakarak büyük bir sorun yaratmıştır. Böylece Birinci Dünya Savaşının etkileri yüzyıldır bu topraklarda sürdürülmüştür. Bölgenin egemen güçleri, batının bu sinsi politikasını görmezlikten gelerek onların amacına hizmet etmiştir. Yaşatılan insanlık dışı acılara aldırış etmeden asimilasyon politikaları büyük oranda amacına ulaşmıştır. Kürtler; Kürtçe bilmeyenler, Kürt kökenliler ve kürdüm diyenler olmak üzere üç gruba ayrıldılar. Ortadoğu’nun insan ve İslam medeniyetlerini özümseyen bu halk, yüzyıllık gayretlerle Kürtlük için savaşmayı da öğrendi.

 

Alevilik farklı yaşam tarzı ve düşünce biçimi ile İslami bir damardır. Başkalarının tanım kalıplarına girmeyen aleviler ötekileştirilmiştir. Kendilerini farklı tanımlayan Alevilik tehdit ve tehlike alanı olarak görülmüştür. Kerbela misali acılar farklı zaman ve yerlerde defalarca yaşanmıştır. Seküler yapılarda yer bulmaya çalışan Alevilerde kimlik erozyonu oluşmuştur. Geleneksel değerler ile modern kazanımlar bu kültürde çatlamalara neden olmuştur. Bu camiada kurulan sivil toplum örgütlenmeleri onlarda yeni birliktelikler kazandırmaktadır.

 

Batı, (ABD) tarihin geri kalanını kendileri tarafından yazılacağı ideasındadır. Büyük Ortadoğu projesi ile " Fas’tan Çin sınırına kadar 22 ülkenin siyasal ve ekonomik coğrafyasını yeniden düzenleyeceklerini” söyleyenler yapacaklarının alt yapısını da hazırlamış olmalılar. Bu projelerine karşı durabilecek ne güçlü bir Türkiye nede başka bir ülke istenir. Başta Türkiye olmak üzere enfeksiyona açık sorunlarını en kısa sürede çözmek zorundadır. Sorunları ile boğuşan bir Türkiye kendisini de etkileyecek gelişmelerin dışında kalacaktır.

 

Zeynel KARATAŞ

zynlkrts02@hotmail.com

 

Bu yazı toplam 3882 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
mahmut arslan
26 Kasım 2014 Çarşamba 12:41
12:41
merhaba Hocam, Bu Büyük Ortadoğu Projesinin (BOP) eşbaşkanları kimlerdi? ....! çabuk unutan bir toplum olduk gerçekten.
195.142.206.87
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
NÖBETÇİ ECZANELER

Bu Gece Kahta'da

Nöbetçidir.


GAZETELER
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kahta Gerçek Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.