ORTADOĞU’DA İNSAN OLMAK…

24.10.2014 12:59:01
Zeynel Karataş

Zeynel Karataş

 Kâhta, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde Suriye sınırına uzak bir şehirdir. Bölgenin bütün kentlerinde olduğu gibi Kâhta da Suriye kaynaklı göçlerden etkilenmiştir. Suriyeliler sosyal hayatın işleyişinde yerini almıştır. İlçenin girişinde sizleri ilk karşılayan, yaşları 10-15 arsında değişen Suriyeli çocuklardır. Güneşin etkisinde matlaşan saçları, esmer tenleri, ürkek duruşları ile yabancı oldukları hemen anlaşılır. Hayat şartları onları çaresizliklere sürükleyerek dilenmeye zorlamıştır. Bu manzaraya şahit olduğum anların birinde;  20 yaşlarında Suriyeli genç bir anne; ellerine yapışan 3 yaşlarında, boynuna sıkıca sarılan 1 yaşında başka bir çocuk ile genç bir adamın hakaretlerine maruz kalıyordu. Sarf edilen sözlerden her iki tarafın da haklılığı, insanlığın düştüğü zilleti onarmıyordu.

İnsanlık tarihinin kök saldığı, kadim medeniyetlerin ortaya çıktığı Ortadoğu coğrafyası doğal cazibesini çoktan kaybetmiştir. Bir ağaç gölgesinden mahrum yüksek ve uzun sıradağlar,  kurak ve geniş platolar, uçsuz bucaksız çöllerde yaşam kareleri silikleşmiştir. Yerin derinliklerinde sunulmuş enerji kaynakları hayata can verirken, ötelerden hesap yapan sömürgeci güçler çoktan buralara tezgâhlarını kurmuştur. Bu coğrafyanın halkları arasındaki nizam; şiddet, korku, yıldırma ve yok etme üzerine kurulu iken, sömürgecilerin işi kolaylaşmış, şirin bile görünmüşlerdir.

Ortadoğu’nun kültür aynasında, “insana” biçilen değer ile bu kültürün içinde yaşanan insan manzaraları ciddi bir çelişki oluşturmaktadır. Ortadoğu’da yaşayan birey ve toplulukların gelişim süreci, girdabi bir döngü içinde statik, geri ve kapalı bir seyir göstermektedir. Yozlaşan din, mezhep değerleri, kadim medeniyetleri özlerinden koparmıştır. Kültür zehirlenmesinin yaşandığı bu dönemde, acılar üzerinde oluşan güçler, barbar bir yaşamı meşru görebilmektedir. Kültürlerin genlerine işlemiş bu sahneler ilk olmadığı gibi, bu coğrafyaya özgü de değildir. Peygamber kültürünün sadece bu coğrafyanın tekelinde kalması tesadüfü olmaması gerekir.  İnsanlık, peygamberlerin öğretilerinden uzaklaştıkça anarşizmin/terörizmin pençesinden kurtulamayacaktır.

İnsanlığın tarihten ders almayacağı anlaşılmıştır. Doğanın bir parçası olan insan, doğanın doğal işleyişinden yararlanarak birey ve toplumsal ilişkilerini düzenleyebilir. Doğadaki hikmetlere ulaştıkça sosyal nizama model bulacak ve kendisine ulaşmayı, kendisi olmayı başaracaktır.  Bilindiği üzere varlıklar âlemi birbirine bağlı, bağımlı ve muhtaçtır. Yeryüzü göklere, gök okyanuslara muhtaç olduğu gibi… Bireyler ve topluluklar da birbirlerinin olmazsa olmazlarıdır. İnsanlık tarihine yazılan saldırılar, insan varlığının/gelişiminin kendisinedir. Hakları koruma adına erki elinde tutanlar hak defterine borçlu yazılanlardır.

Kendi (insan) haklarını yok sayan, varlığa, var olmaya tahammül edemeyenler insan kimliğini kaybedenlerdir. Bütün din, mezhep ve ideolojiler insan/insani olmayanın kendilerini temsil etmelerine müsaadesi yoktur. Barbarlara/barbarlığa din, mezhep ve ideoloji yaftalamak onları kurtarmayacaktır. İnsan kimliğinin derinliği ve genişliği, tüm farklılıkları içinde barındırabilir. Her nevinin yaşam bulacağı bu alanda kaynaşma, birleşme, buluşma olmalıdır. İlahi nizam adına yaşatılan cürümler, tanrıya olan mesafenin uzaklığına ölçüdür.

Tüm dinlerde tanrı mükemmel meziyetlerle donatılmıştır. Ona tapınmanın gereği yaşamın da tanrısal yani mükemmelliğe yakın olması beklenir. Tarihin parametrelerine göre aklın ve zekânın en ileri seviyesindeki insanlık, yaşadığı ve yaşattığı zillet ile ilahi nizamın yörüngesinden uzaklaşmaktadır.

Yoğun ve yaygın verilen eğitim insanlara sadece bir şeyler öğretiyor. Eğitimli birey ile öğrenmiş bireyin eşdeğer anlamı yoktur. Eğitim, insanı mütevazı ve müspet kılar. Sadece öğretim kibre ve menfi zemine ortam hazırlar. Kişi, öğrendiği birkaç şeyle arenanın en tehlikelisi olabiliyor. Aile, din, ahlak ve akademik eğitim insanlarda “birey” ve “toplum” olma hedefini amaçlamıştır. Yönetici erklerin müdahaleleri ile sorgulayamayan/sorgulamayan “sürü insan” hedefine yönelmiştir. İnsanların kolaycılığı seçerek koşulsuz yönetilme eğilimi, aşağılık bir yaşam tarzını olağan kılmıştır. Rezalete rıza göstermenin sabır değil acizliğin ta kendisi olduğunu herkes bilir. Çıkarlarının bilincinde ve rasyonel düşünen insan, yaptıklarından soyutlanamaz. Bireysel ve toplumsal kimlik rollerini üstlenmek, insani ve ilahi bir zorunluluktur. Öğrendikleri birkaç şeyle ortalıkta dehşet saçanlar affedilemez. Dehşet saçanlara kendilerinin de insan olduğu fark ettirilmelidir. Ortadoğu da insan olmak bu kadar zor olmamalı.

Batı, disiplinli ve her yönlü eğitim sistemi ile güçlü bir medeniyet kurmuştur. Bu medeniyetler; somut, soyut, gizli, açık tüm bilgileri emerek ekonomik ve teknolojik gücü ellerinde tutmaktadır. Güneşin batıda doğup batması çok oldu. Ortadoğu karanlıkta olduğunu anlamalıdır. Umarım, şafak sökene kadar bizde bir şeyler kalır….

 

Bu yazı toplam 5516 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar
I.halil Alkayış
26 Eylül 2015 Cumartesi 13:40
13:40
Diline,yüreğine sağlık,güzel insan.hayırlı bayramlar
37.155.155.110
Bünyamin Kuş
30 Ekim 2014 Perşembe 19:57
19:57
Kaleminize sağlık sevgili hocam
88.252.178.8
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
NÖBETÇİ ECZANELER

Bu Gece Kahta'da

Nöbetçidir.


GAZETELER
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kahta Gerçek Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.