ORMANDAN, DAĞDAN, MAĞARADAN GELEN ÖĞRETİ

26.12.2018 12:08:16
Zeynel Karataş

Zeynel Karataş

Her bir kimsenin destek almadan, etkilenmeden kazandığı doğruyu bulamadığı bir yaşam… Yamacın en geniş görüş alanından tan vakti dağın kemer oluğundan kızaran sema… Gökyüzünü aydınlığa iten tüm süreçler… Başlayan günde, akıl almaz ayrıntıları kendinde saklayan sıradan tekrarlar… Buda’yı Himalaya Ormanlarına, Zerdüşt’ü Zağros Dağlarına, kutlu insanı Hira’ya yollayan güç… Kadim geçmişi ışık yapıp geleceğin karanlığını tarık misali yaranlar… Bu benim ki son doğrudur diyen taassuba inat sonraki en iyiyi haber veren zekâ… Mikrodan makroya muazzam bir döngü, usandırmadan okunan nakarat bir manzume… İyinin ve kötünün, cennetin ve cehennemin, özgürlüğün ve esaretin ötesine ulaşanlar… Duyum eşiklerinde sınırları belli olan varlıkların, parçası oldukları “tam-ın” tüm yetenekleri…

İnsanın içinde bulunduğu koşullar, ona kendi doğrularını bulmada belirleyici olurlar. Kültür, atalar, din, bilim ve ruh hali doğruları bulmanın destek kaynaklarıdır. Kaynağı kirli/kirlenmiş olanlar herkesi kendi gibi yapmak uğruna, hayatı savaş alanı belirler. Şiddet ve çatışma ortamı, kaynağın kirli olmasının kanıtıdır. Kendisinde olmayan doğruları kabullenmeyenler/cepheleşenler; Doğruları uğruna yaşar, savaşır, ölür ve de öldürebilirler. Yanlış olan bu süreç, yaşamı zengin kılan farklılıkları küçültür/azaltır. Geriye kalan; fakir ve sığ bir yaşamdır. İnsani olan, her doğrunun yaşam bulduğu zengin ve derin bir dünyayı yaratmaktır. Erdemler ve olgunlar, değişken ve farklı koşulların doğruları çoğaltacağını bilir. Her bir kimsenin kendi açısında bakıp-bulduğu doğruları vardır. Doğrular bakış açı sayısı kadar çoğalır. Öyle ki; her doğrunun karşı tezlerle çürütüldüğü bir dünyada yaşıyoruz. Doğru olduğu kadar yanlış olabilen değerler için acı çekmek/acı çektirmek ne kadar aptalca… Yaşamı paylaşarak mutlu olanlar görülmelidir. Hakikate birleşmek yerine “izafi doğruların” uğruna savaşmayı kahramanlıktan sayanlar…

Doğa; her anını ve karesini muhteşem bir birlikle kendisini bize sunar. İlahi hikmeti, irfanı ve nizamı yüzümüze vurur. Anlaşılmak için bana dokun ben buradayım der.. Bu sistem içinde imanı ve ahlakı öğrenmek mümkündür. İnsan tüm duyularını kapatır, inanmak için öğrenmeyi ulaşılmazlarda arar, hayatı/dünyayı anlamadan pas geçer. Kişi, ütopyada ihtiyaç duymayacağı kutsalların esaretinde kalır. Sınırların ötesinde/metafizikte inancını beslemeye/desteklemeye çalışır. Aslında inancını inşa etmek için göz mesafesinde ki mekânda, içinde bulunduğu zaman kendisine yeter. Metafizik alanının soyut kalan tahminleri dayanıksız bir inanç oluşturmaktadır. İnsanlar inancını güçlendirmek için içinde yaşadığı somut dünyayı yok saymaktadır. Maddi dünyanın hikmetleri ve nizamı basit/değersiz görüldükçe ahlak ve itikat değerlerine kolay ihanet edilmektedir. Bilinçaltında ahlaksızlığa müdahale edecek metafizik alandan kaynaklı bir güç yoktur. İnsan, parçası olduğu doğal sistemin her karesine saygı duyar ondan hayâ ederse riyakâr bir zalim olmayacaktır. Düşünceler, eylemler, ifade edilenler kişisel etki kadar çevresel etkide bırakmaktadır. Bu anlamda bireyin, doğal ortamına hasar verme lüksü yoktur. Manevi dünyaya ulaşmak uğruna maddi dünya tahrip edilmemelidir. Çevre ile kurulacak sağlıklı iletişim anlama ve öğrenmeyi kolaylaştıracaktır.

Hint coğrafyasında güçlü ve zengin bir kralın oğlu olan Buda, ormana giderek yoksulluk ve yoksunlukta hakikati aramıştır. Uzun bir eğitimden sonra tüm aşırılıklardan arınarak “Orta Yol’u” seçmiştir. Bir enstrüman ustasının öğrencisine hitaben; sazın tellerini çok gerersen teller kopar, gevşek bağlarsan enstrümandan ses alamasın” demesinden ders alarak “Orta Yol’u” hakikate ulaşmanın yöntemi olarak benimsemiştir.

Mezopotamya’da daha 20 yaşında olan Zerdüşt; “Hakikat ’ten daha yüksek bir öğreti yoktur” diyerek dağlarda tefekküre çekilmiştir. Zerdüşt; “Tanrının bizler için planı kendimizi bulmaktır” öğretisi ile insanların arasına dönmüştür. Nietzsche’nin “Zerdüşt Böyle söyledi’ adlı eserinde şu hikâye anlatılır: Bir gün Zerdüşt, hava sıcak olduğu için, kolları yüzünde, bir incir ağacının altında uyuya kalmıştı.

Derken bir engerek geldi ve boynundan soktu, öyle ki Zerdüşt ağrıdan bağırdı. Kolunu yüzünden çekince, yılanı gördü ve yılan Zerdüşt’ün gölerini tanıdı, beceriksizce kıvrılıp kaçmaya yeltendi. “Olmaz” dedi Zerdüşt, “daha teşekkürümü almadın ki! Beni vaktinde uyandırmış oldun, yolum daha uzun.” “Yolun kısa” dedi engerek üzgün üzgün, “benim zehrim öldürücüdür.” Zerdüşt gülümsedi, “ejderin, yılan zehrinden öldüğü nerde görülmüş?” dedi, “geri al şu zehrini! Sen bunu bana armağan edecek kadar zengin değilsin.” Ozaman yılan yine sarıldı Zerdüşt’ün boynuna, yarasını yaladı. Anlaşılmalıdır ki kendini bilen insan kötülüğün karşısında “Ejder” kadar güçlüdür. Hayatını uyuklayarak geçirmeyeceğini bilir. Yaşanan her kötülükten alınacak bir ders, uzun olan hayat yolunda öğrenecek çok şey vardır.

Arabistan’ın çöllerinde, çırılçıplak bedevi kültüründe, Hirâ Dağı’nda kayalıkların arasında bir mağarada tefekküre dalan kutlu bir insan.. İnsanların arasına “oku” emri ile geri döner. Tüm çağlara, oku emrini bir ışın gibi saplar. Herkesin kendisinden sorumlu olduğunu fark ettirir. Bireyleri okuyarak; düşünmeye, anlamaya, bilmeye yönlendirir. Hedef olarak kişinin kendisini tanımasını, amaç olarak iyi olmayı/iyilik yapmayı öğretir. Huzur için kolayı, vasatı metot olarak gösterir. Bu anlaşılması kolay bir öğretiydi. Anacak birileri İlahi öğretiyi zorlaştırıp aşırıya giderek özünden kopardılar. Rant, saygınlık, statü ya da ücret karşılığı İslam’ı parça parça bir mal gibi pazarladılar. Taptıkları etnik kimlikleri, İslam kelimesinin önüne getirerek beşeri doktrinleri kutsadılar. Mezhep ve meşrep adları ile İslam’ı parçalayıp zalimleştiler. İslam’ın kod, kavram ve tanımlarını kullanarak mezalimliklerini meşrulaştırdılar. Çoğunluk olmak veya galip gelmek yanlışı haklı kılmıyor. Tarihin çöpleri bunlarla doludur. Bugünde varlar yarında olacaklar. Ancak hakikat birilerinin kalbinde, dilinde, eylemlerinde hep var olacak. İslam bir selamet dinidir. İslam’ı zorlaştıran zorbaların, onu çarpıtan sapıkların yüzünden genç nesiller; tanımını bilmedikleri deizmde deistçe yaşıyorlar.

Hayatın acılar ile dolu olması; kötülerin iyilerden daha güçlü olmasından değil, kandırılmışların sayısal olarak çokluğundan kaynaklıdır. Bunlar, kendisinden uzaklaşmış, başkalaşmış aldanmış kitleler, saygı duymadan yaşayanların kullandığı sürülerdir. Bu yığınların arsında insana dair büyük ne varsa içi boşaltılmış “Kutsal Kavramların” içinde tüketiliyor. Gece karanlığında gerçeği haykıranların sesi gündüz kalabalığın içinde bağıranlardan daha çok etkilidir. Ve şimdi gecenin en karanlık anı…

Zeynel KARATAŞ

Bu yazı toplam 12429 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
NÖBETÇİ ECZANELER

Bu Gece Kahta'da

Nöbetçidir.


GAZETELER
Tüm Hakları Saklıdır © 2013 Kahta Gerçek Gazetesi | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.